Eyyüp Peygamber Makamı(Çile Mağarası ve şifalı su), Deyr Yakup Manastırı, Harran
Gezisi ( Şeyh Hayat El Harrani Türbesi, Hz. Yakup Kuyusu, Harran Kalesi, Harran
Höyüğü, Harran Üniversitesi ve Ulu Camii, Harran Kümbet Evleri, İmam Bakır
Türbesi, Bazda Mağaraları, Han el Bar’ur Kervansarayı, Suayp Antik Şehri,
Soğmatar Antik Şehri, Eyyubnebi Beldesi (Hz. Eyyub, Hz. Rahme ve Hz. Elyesa
Türbeleri),
SABRIN SULTANI HZ. EYYÛB (A.S.) MAKAMI
Şanlıurfa
Hz. Eyyûb için ata yurdudur. Hz. Eyyûb (a.s) hayatının bir evresinde

tüm
peygamberlerde olduğu gibi hicretle şereflenmiştir. Filistin’den başlayarak Şam
diyarını kapsayan ve Şanlıurfa’nın Viranşehir
ilçesine bağlı Eyyüpnebi Beldesi’nde noktalanan bu hicretle ilgili olarak,
Eyyubnebi Beldesi ve Şanlıurfa merkez eksenli hayat hikâyesi üç dinin de yazılı
kaynaklarında tafsilatlı olarak anlatılır. Gerek Kurân’ı Kerim’de ve gerekse
yazılı kaynakların tamamında Hz. Eyyûb anlatılırken hayatın daha çok bu evresi
anlatılır. Bu evre ise tamı ile mekânsal olarak Şanlıurfa orijinlidir. Şanlıurfa
Merkezin güneyindeki Eyyûb Peygamber Mahallesi’nde Eyyub Peygamber Makamı olarak
bilinen külliyede “Çile Mağarası” ve “Şifalı Kuyu” bulunmaktadır. Hz. Eyyûb kıssası Urfa'da halk arasında anonimleşmiş bir tarzda ve yazılı

kaynaklardan aktarılan rivayetlerde şöyle anlatılır:Cenâb-ı Hakk, yöre insanları arasında seçkin bir kulu olan Hz. Eyyûb'u
peygamberlikle görevlendirir. O’nu ve ailesini maddi ve manevi bakımdan öylesine
zenginleştirir ki, O’na birçok evlât verir, malına, davarlarına bereket girer.
Birçok köyü, bu köylerde bereketli toprakları ve sürülerce davarı olur. Böylece
bölgenin hatırı sayılır zenginlerinden biri olur.
Cenâb-ı Hakk, O’nu imtihan için, önce malını ve davarlarını, sonra tüm
evlâtlarını elinden alır. Varlıklar içerisinden yokluklar içerisine, sefil bir
hayata sürüklenir. O ise “Veren Allah, alan Allah” diyerek, isyana, hüzne
girmeden haline şükrederek sabreyler. Sarsılmaz bir imanla metanetini kaybetmez,
ibadetine devam eder. İhtiyarlık çağında ağır bir hastalığa tutulur. Her tarafı
yara bere içinde kalır. Çevresindeki uzak, yakın akrabaları ve son olarak hanımı
bulaşıcı bir hastalığa tutulduğuna kani olup, onu bir bir terk ederler. Hiç
kimsenin değil de hanımı Rahme'nin kendisini terk etmesine içerlenir ve
sağlığına kavuşunca onu yüz değnekle muhakkak cezalandıracağına yemin eder. Hz.
Eyyûb'u köyden kovarlar. Hanımı Rahme onu köyün dışında oldukça uzakta bir
mağaraya, yani Şanlıurfa Merkez İlçedeki Eyyûb Peygamber Makamı olarak bilinen
ve asırlardır ziyaret edilen “Çile Mağarası”na bırakıp köye geri döner.
Hanımı Rahme zaman zaman mağaraya gelip onu ziyaret eder. Beraberinde yiyecekler
getirir. Bir müddet kaldıktan sonra onu tekrar yalnızlığına terk eder. Böylesi
bir durumda, eşinin yalnız bırakması ve

şeytanın musallat olup kalbine vesvese
koymak istemesi bu yüce insanı aslâ sarsmaz. İbadetinden ve zikrinden alıkoymaz.
Vücudunun her tarafı yara bere içerisinde olduğundan vücudunu kurt kaplar. O ise
yarasını kemiren bu kurtçukları yere düştüklerinde kaldırıp vücuduna koyarak
“Buyurun rızkınızı yiyiniz.” deyip büyük bir dayanıklılık ve sabır örneği
gösterir. Ne zaman ki kurtlar kalbine sirayet etmeye çalışınca bu Azîz Peygamber
Allah’u Teâla'ya iltica ederek: “Allah'ım! Vücudumu hastalıktan zayıflık ve
takatsizlik kapladı. Sana zikir ve taâde mecalim kalmadı merhamete muhtaç bir
hale geldim. Sana sığındım, bana merhamet et! Sen ise merhametlilerin en
müşfikisin ey Rabb’im !” diye dûa eder.
Çile Mağarası, tarihî kaynaklarda Eyyûbiye Karyesi” diye geçen yerleşim
alanındadır.
Cenâb-ı Hakk, sevgili kulu Hz. Eyyûb'un duasını kabul eder. Topuğunu yere
vurmasını, çıkacak olan su ile yıkanmasını ve bu soğuk suyu içmesini emr eyler.
Hz. Eyyûb emr-i İlâhî'yi yerine getirir ve topuğunu yere vurur, yerden

mucizevî
soğuk bir su fışkırır. Hz. Eyyûb bu serin sudan yıkanıp içerek vücudunun hem
içini, hem dışını onunla temizler. Böylece hastalıklardan kurtulur. Bu su
kaynağı Şehir Merkezindeki Eyyûb Peygamber Makamında “Şifalı Kuyu” olarak
bilinen yerdir. Su kaynağının üzerine daha sonraları iki adet taştan ayak ve
üzerinde bir atkı taşı konulmuştur. Kuyunun bulunduğu kayalık alanda kendirin
sarkıtılıp çekilmesinden dolayı derin oyuklar oluşmuştur. Bu ise yüzyılların
kullanımına işaret eder. Suyu soğuk ve temiz olup hiç kurumaz. Tarih buyunca
birçok komutan ve kral hastalığı iyileşsin diye bu su ile yıkanmıştır
Hıristiyanlar ve Müslümanlar tarafından bu su şifalı olarak kabul edilmiştir.
Şifalı Kuyu’nun 100-200 metre kadar batısındaki kalıntıların altında kayalardan
oyulmuş bir hamam olduğu, bu hamamda cüzamlı hastaların ve romatizma
hastalıkların tedavisinin yapıldığı yazılı ve sözlü kaynaklarda
belirtilmektedir.
DEYR YAKUB (YAKUP MANASTIRI)
Deyr Yakup (Yakup Manastırı), Merkeze 10 km. uzaklıkta, güneyindeki dağların
üzerinde yer alır. Halk arasında Hz. İbrahim

Peygamberin mücadele ettiği Kral
Nemrut’un burayı seyfiye alanı olarak kullandığına inanılır. Bu bölgedeki yapı
için, halk arasında “Nemrut’un Tahtı” ya da “Cin Değirmeni” ifadeleri
kullanılır.
Manastırın kuzeybatısında bir anıt mezar yer alır. Bu mezar anıtında, doğuya
bakan pencerenin altında iki satırlık kitabe mevcuttur. Bu kitabenin ilk satırı
Grekçe (Eski Yunanca), ikincisi satırı Pamyra Süryanicesi ile yazılmıştır. Her
iki yazıtta da şu cümle yazılıdır : “ Şardu Bar Ma’nu’nun karısı Amaşşemeş)” Bu
yazıtlardan bu yapının adı geçen kişi için yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
Yazıt, muhtemelen II. yüzyılın sonuna veya III. yüzyılın başlarına aittir.
Manastırın da bu tarihlerde yaptırıldığı tahmin edilmektedir.
UYGARLIKLAR ŞEHRİ HARRAN
Harran, etimolojik yapısı itibariyle eski uygarlıklarda “yolların kavuştuğu
yer”, “kavşak” anlamına gelmektedir. Önasya dili olan Akatça’daki “Harranu”
sözcüğüyle “Seyahat ve Kervan” anlamına gelir. Sosyolojik ve tarihsel
düşünüldüğünde ise, Medeniyetlerin Doğduğu ve Buluştuğu Kent anlamını
içermektedir. Harran’ı sadece ilçe merkezi ile sınırlamadan çevresi ile birlikte
hatta ova ile birlikte algılamak, anlamak ve tanımak gerekir. Harran, özellikle
Assur Ticaret Kolonileri devrinde Anadolu ile sıkı ticari

ilişkiler yürütmüş
olan Assurlu tüccarların uğrak yeri olmuştur.
Hayat el-Harrani, Harran’da doğmuştur. Asıl adı, Şeyh Yahya Hayat b.Abdulaziz’dir.
Hayat el-Harrani olarak tanınmıştır. Öldükten sonra tasarrufu devam eden keramet
sahibi, önemli bir şahsiyettir. Kendisiyle çağdaş olan Sultanlar mutlaka Hz.
Şeyhi ziyaret etmiş, onunla görüşmekten şeref duymuşlar ve hayır duasını
almışlardır.
Selahatin-i Eyyubî, Halep hükümdarı ve Urfa fatihi Nureddin Mahmud Zengi Hz.
Şeyhi ziyaret eden İslam Fetihlerinin önemli

komutanlarıdır.
Şeyh Hayat el-Harranî’nin kuraklık günlerinde

cemaatiyle birlikte yağmur duasına
çıktığında asla boş dönmez, Allah’ın inayetiyle mutlaka yağmur yağardı. Şeyh
Hayat el-Harrani 1185 tarihinde vefat etmiş ve mescidinin yanına defnedilmiştir.
Şeyhin vefatından 10 yıl sonra Türbesi inşa edilmiştir. Cami ve türbe, Harran
şehir surlarının dışında yer almaktadır.
Şeyh Hayati el- Harrani türbesinin yanındaki tarihi kuyu, Hz. Yakub Kuyusu
(Bir-i Yakup) olarak bilinmektedir.
HARRAN KALESİ

Harran şehrinin güneydoğusunda şehir suruna bitişik olarak inşa edilen iç kale,
dikdörtgen planlı olup, köşelerinde onikigen kuleleri mevcuttur. İslami
kaynaklarda kalenin yerinde bir Sabii tapınağının bulunduğundan bahsedilir.
Kuvvetli ihtimal İçkale, tabletlerde ve yazılı kaynaklarda adı geçen Sin
Tapınağı üzerine yapılmıştır. Emevi halifesi II. Mervan'ın 10 milyon dirhem
altın harcayarak yaptırdığı sarayın, kalenin esasını oluşturduğu tahmin
edilmektedir. 90x130 metre boyutlarındaki kale üç katlıdır. Düzensiz dikdörtgen
planındaki kalenin dört köşesinde onikigen birer kule bulunmaktadır.
HARRAN HÖYÜĞÜ
Arkeolog Dr. Nurettin Yardımcı başkanlığında 2003 yılından buyana höyükte
yapılan kazı çalışmaları çeşitli devirlere ait eserler

ortaya çıkarılmıştır.
Höyükteki kazılarda, M.Ö. VI. bine Halaf devrine tarihlenen buluntuları, Eski
Tunç devrine ait figürin ve figürin başları, M.Ö. 1.950 Eski Assur dönemine
tarihlenen silindir mühürler, M.Ö. 6. yüzyıla tarihlenen Kral Nabuna’id’den ve
Sin mabedinden bahseden çivi yazılı pişmiş toprak tablet ve adak kitabeleri
bulunmuştur. Höyük ve çevresi tarih öncesi çağlardan beri Halaf, Ubeyd, Uruk,
Tunç Çağları, Hitit, Hurri, Mitanni, Assur, Babil, Helenistik, Roma, Bizans ve
İslam devrinde de Emeviler, Abbasiler, Fatimiler, Zengiler, Eyyubiler ve
Selçuklular gibi önemli uygarlıkları sinesinde barındırmıştır. Kazılardan elde
edilen eserler Şanlıurfa Müzesi’nde sergilenmektedir. İslam Devrine ait şehir
kalıntılarında ortaya çıkan mimari yapılar, dar sokaklara açılan bitişik nizamlı
ve avluya açılan odaları bulunan dikdörtgen ve kare planlı evlerden
oluşmaktadır. Mimari kalıntılar arasında insan gücüyle döndürülen değirmenler,
zamanın öğütme sanayisi hakkında bilgi vermektedir. Açığa çıkarılan kent
kalıntıları, ayrıca gelişmiş bir şehir planlamacılığı ve o devrin sosyo-ekonomik
yaşam düzeyi hakkında da bilgi vermektedir.
HARRAN ÜNİVERSİTESİ
Harran, dünyanın ilk üniversitelerinden birine sahip ilim ve irfan yurdu. Hatta
Dünyanın ilk Üniversitesinin Harran’da kurulduğu

yönünde araştırmalar vardır.
Harran, ünlü Tıp ve Matematik bilgini Sâbit bin Kurrâ’nın; dünyadan aya olan
uzaklığı ilk olarak doğru hesaplayan ünlü astronomi bilgini El-Battanî’nin;
atomun ve cebir ilminin mucidi sayılan Cabir bin Hayyan’nın; ünlü din bilgini
Şeyhü’l İslam İbn-i Teymiyye gibi birçok bilim adamının yetiştiği ve ders
verdiği okul... Özü itibarı ile Harran, Medeniyetlerin Doğduğu ve Buluştuğu
Kent…
Harran, dünyadaki üç büyük felsefe ekolünden “Harran Ekolü”nün merkezi... Urfa
tarihini incelediğimizde “Harran Felsefe Ekolü” ve “Urfa (Edessa) Felsefe Ekolü”
olarak ortaya çıkan iki düşünce mektebini görmekteyiz. Bu Ekollerin oluşmasında
Harran’daki mütercimlerin, Yunan Felsefesi konulu Latince yazılmış eserlerden
Arapçaya yaptıkları çeviriler önemli rol oynamıştır. Böylece batı felsefesi
yeniden yorumlanarak İslam medeniyetinin oluşumuna katkı sağlamıştır. Daha sonra
batı, aydınlanma çağında İslam âlimlerinin yorumladığı batı felsefesini kendi
dillerine çevirerek bugünkü batı medeniyetini oluşturmuşlardır. Halen batı
üniversitelerinde Tarihi Harran Üniversitesi’nde yetişmiş olan bilginlerin
eserleri ders kitapları olarak okutulmakta ve adlarına kürsüler bulunmaktadır.
HARRAN ULU CAMİİ
Harran, M.S. 640 yıllarında Halife Hz. Ömer zamanında İslam

hâkimiyetine
geçmiştir. Harran, İslam devrinde Emeviler döneminde son halife II. Mervan
zamanında da bir süre başkent olmuştur. İslam Devri’nin önemli eserlerinden olan
Ulu Cami veya Cennet Cami, Harran höyüğünün kuzeydoğu eteğinde yer alır. Caminin
doğu cephesi mihrabı, şadırvanı ve minaresinin büyük bir bölümü korunmuştur.
Türkiye’de İslam mimarisinde yapılmış en eski cami olan Harran Ulu Cami, M.S.
744-750 tarihleri arasında Emeviler devrinde Halife II. Mervan tarafından
yaptırılmış ve daha sonra çeşitli zamanlarda onarımlar görmüştür. Ulu Cami
104x107 m. ebadında bir alanı kaplar, minarenin zaman içinde yok olan ahşap
merdivenleri, aslına uygun bir şekilde 105 basamaklı olarak yeniden yapılmıştır.
HARRAN KÜMBET EVLERİ
Harran’la özdeşleşen Kümbet Evler, Kubbeli Evler veya Konik Evler diye üç isimle
tanılan ve bilinen ilgi çeken Harran’a özgü evlerin büyük

çoğunluğu hala
mevcudiyetini korumaktadır. Bu evlerin benzerlerine, Şanlıurfa’ya bağlı Suruç ve
Birecik kırsalındaki köylerde de rastlamak mümkündür. Ancak, Harran’daki evlerin
diğerlerinden ayrılan bariz farkı, kubbelerinde tuğla da kullanılmasıdır.
Harran’daki evlerinin kubbe kısımlarının tuğla ile örtülmesinin iki sebebi
vardır. Biri, bölgenin çöl olmasından dolayı ağaç malzemenin bulunmayışı, diğeri
ise, Harran'da bol miktarda bulunan tuğla malzemedir. Evlerin yüksekliği içerden
en çok 5 metreye varan kubbeler, 30–40 tuğla dizisi ile örülmüştür. Örgüleri
düzensiz bir şekilde balçık sıva ile bağlanan kubbe ve duvarlar, içerden ve
dışarıdan yine bu harçla sıvanmıştır. Harran evleri bölge iklimine uyumlu olarak
yazın serin kışın sıcaktır.
İMAM BAKIR (HZ.) CAMİİ VE TÜRBESİ
Harran'ın 3 km. kuzeydoğusunda İmam Bakır Köyü'nde 12 İmamdan beşincisi olan Ebu
Ca‘fer İmam Muhammet Bakır'a atfedilen bir türbe ve bitişiğinde onun adını
taşıyan bir cami yer alır. Halife Hz.Ömer zamanında (miladi 639'da) Urfa ve
Harran'ın fethi savaşına katılan Ebu Ca‘fer İmam Muhammet’in kopan bir
parmağının buraya gömülerek üzerine türbenin yapıldığı ve köye "İmam Bakır" adı
verildiği söylenilmektedir.
BAZDA MAĞARALARI
Bazda Mağaraları, Harran-Han el-Ba’rur yolunun 15. km. sinden itibaren yolun her
iki tarafında tarihi taş ocakları bulunmaktadır.

Bazda mağaraları 19.km.de yolun
sağındadır. "Bazda", "Albazdu", "Elbazde" veya "Bozdağ Mağaraları" adıyla
bilinir ve tanınır. Bölgenin en önemli ve en güzel görüntüye sahip taş ocağıdır.
Çok geniş bir alana yayılan dağın dış cephelerinde taş kesilmesi nedeniyle büyük
oyuklar meydana gelmiştir. Kayalara yazılmış Arapça kitabelerden, bu taş
ocağının 13. yüzyılda "Abdurrahman el-Hakkâri", "Muhammet İbn-i Bakır",
"Muhammed el-‘Uzzar" gibi şahıslar tarafından işletildiği anlaşılmaktadır.
Çevredeki Harran, Şuayp şehri ve Han el-Ba‘rur yapıları için yüzlerce yıl taş
alınması neticesinde her iki mağarada da çok sayıda meydan, tünel ve galeriler
meydana gelmiştir. Bunlardan özellikle büyük olanı yer yer iki katlı bir şekilde
oyulmuş ve yükseklikleri 10-15 metreye varan ayaklar bırakılarak ortada
meydanlar oluşturulmuştur. Ayrıca uzun galeri ve tünellerle dağın çeşitli
yönlerine doğru çıkışlar sağlanmıştır.
HAN EL-BA’RUR
Harran'ın 27 km. güneydoğusundaki Göktaş Köyü'nde bulunan Han El-Ba’rur,
Eyyubiler dönemine tarihlenmektedir. Tektek

Dağları olarak anılan dağlık bölgede
Harran-Bağdat yolu güzergâhında bulunan kervansaray; mescit, muhafız odası,
ahırlar, hamam ve yazlık odalardan oluşmaktadır. Yapı, Anadolu Selçuklu
kervansaraylarının tüm özelliklerini taşımaktadır. 43.30x44.80 metre ölçülerinde
kareye yakın bir avluyu çevreleyen kervansarayın biri kuzeyde, diğeri de batıda
olmak üzere iki kitabesi bulunmaktadır. Giriş kapısı üzerindeki kitabeden
anlaşıldığına göre; kervansaray, İsa oğlu el-Hac Hüsameddin Ali Bey tarafından
1128-1129 tarihlerinde yaptırılmıştır. Hanın ismi olan "Ba‘rur" kelimesi
Arapça'da "Keçi gübresi" anlamındadır.

Rivâyete göre, hanı yaptıran kişi, burayı
kuru üzümle doldurmuş ve yoldan geçen veya kervansarayda konaklayan
misafirlerine ikram edermiş. Geleceğe dönük olarak "Benden sonra gelenler burayı
keçi gübresi ile dolduracaklardır." demiştir. Yapı, Moğol istilasından sonra
harap hale gelmiş ve yerli halk tarafından uzun yıllar ahır olarak
kullanılmıştır. Gerçektende keçi gübresi ile dolması düşündürücü ve bir o kadar
da anlamlıdır.
ŞUAYB ANTİK ŞEHRİ
Şuayb Antik Kenti, Hanel Ba’rur’dan 11 km. sonradır. Harran’a ise 38 km
uzaklıktadır. Şuayb Antik Kenti Geç Roma dönemine (M.S. 4-5. yüzyıl) tarihlenen
bir yerleşim yeridir. Efes’i andıran mimarisinden dolayı Güneydoğu’nun Efes’i
olarak da tanımlanır. Şuayb Peygamber’in buradaki

bir mağarayı ev ve ibadethane
olarak kullandığı rivayet edilir.
Bu antik kent ismini bu rivayetten alır. Halen bölgedeki bir mağara Şuayb
Peygamberin makamı olarak ziyaret edilmektedir. Bu yerleşim yerinde çeşitli
tarihlerde bilim adamlarının yaptığı araştırmalar sonucu varılan ortak görüş,
Şuayb Şehri isminin Arapçada “Eski İnsan Şehri” anlamına geldiği ve bu yerleşim
içinde yer alan evlerin ise Harran Ovası’nda yaşayan insanların yazlıkları
olduğu şeklindedir.
Bu evler tipik Roma evleri tarzında yapılmış olup üçgen alınlıklı, çatılı ve
etrafı duvarla çevrili bir avlu ve evin altında yer alan ana kayaya oyulmuş bir
kilerden oluşmaktadır. Her evin içinde bir su kuyusu bulunmaktadır. Evlere
girişler avlu duvarlarında yer alan kapılardan yapılmaktadır. Bu kapılar ise
ızgara planlı sokaklara açılmaktadır. Şuayb Antik şehrinde bugüne kadar kapsamlı
bir arkeolojik araştırma yapılmamıştır. Yapılacak arkeolojik çalışmalar bu antik
kentin bilinmeyen gizemli yönlerini ortaya çıkaracaktır.
FOTO 59-a : HZ.ŞUAYB MAĞARASI İÇTEN GÖRÜNÜM
SOĞMATAR ANTİK ŞEHRİ

Şuayb Antik Kenti’nden 15 km. sonra Soğmatar Antik Kenti’ne varılır. Burası,
Harran’a ise 53 km. mesafededir. Roma dönemine (M.S. 2. yüzyıl) tarihlenen
bölge, Abgar Krallığı döneminde Harranlıların Tektek Dağları bölgesinde; ay ve
gezegen tanrıları için tapındıkları bir kült merkezi olduğu bilimsel olarak
tespit edilmiştir. Soğmatar kült yerinde; Ay tanrısı Sin’e tapınılan bir mağara
(Pognon Mağarası), yamaçlarında yer yer tanrı kabartmalarının ve zemine kazılmış
yazıtların olduğu bir tepe (Kutsal Tepe), 6 adet kare ve yuvarlak planlı mozole
(Anıt Mezar), iç kale ve ana kayaya oyulmuş çok sayıda kaya mezarı
bulunmaktadır.
Sogmatar

kült yeri, özellikle M.S. 165 yıllarında Partların (İranlılar) Urfa
bölgesine yaptıkları yoğun saldırılardan dolayı bölgeden kaçan halk tarafından
kurulmuş ve İslam Dönemi’ne kadar kült merkezi özelliğini korumuştur. Şuayb
Şehri yerleşimindeki insanların Soğmatar’ı mezarlık ve ibadet yeri olarak
kullandıkları Sogmatar’da bulunan bazı dinsel motiflerin

bulunmasından
anlaşılmaktadır. Sogmatar’da, Şuayb Şehri gibi su ihtiyacını karşılamak için ana
kayaya oyulmuş su kuyuları bulunmaktadır. Soğmatar Antik Kentindeki tarihi
kuyunun Hz. Musa Kuyusu olduğu rivayet edilir. Soğmatardan sonra devam eden yol 27 km. sonra sizi Urfa-Viranşehir yol kavşağına
çıkarır. Bu yoldan doğuya, Viranşehir istikametine 29 km gidilince Eyyub Nebi
Beldesi yol ayrımı karşınıza çıkar. Yol ayrımından 16 km. sonra ise Sabrın
Sultanı Hz. Eyyub Peygamberin defnedildiği mukaddes beldeye varırsınız,
Eyyubnebi Beldesi…
EYYUBNEBİ BELDESİ -
Hz. Eyyub Türbesi

Hz. Eyyûb (a.s) hayatının bir evresinde tüm peygamberlerde olduğu gibi hicretle
şereflenmiştir. Filistin’den başlayarak Şam diyarını kapsayan ve Şanlıurfa’nın
Viranşehir ilçesine bağlı Eyyüpnebi Beldesi’nde noktalanan bu hicretle ilgili
olarak, Eyyubnebi Beldesi ve Şanlıurfa merkez eksenli hayat hikâyesi üç dinin de
yazılı kaynaklarında tafsilatlı olarak anlatılır. Urfa-Mardin karayolunun 85
km.sinden sapan 16 km.lik asfalt yolun sonunda Şanlıurfa Merkez ilçeye 100 km.
olan Eyyüpnebi Beldesi’nde Hz. Eyyûb’un ve eşi Hz. Rahme’nin türbeleri ve Hz.
Eyyûb’u görmeye gelen Hz. Elyesa Peygamberin makamları, Hz. Eyyûb’un
güneşlenirken sırtını dayadığı taş bulunmaktadır.

Bu beldenin 400 yıldan beri Eyyüb Nebi adıyla anıldığı vakfiyesinden
anlaşılmaktadır. Bağdat seferi sırasında bu köye uğrayarak mezarları ziyaret
eden Osmanlı padişahı IV. Murat, çevredeki 17 köyün gelirini bu türbelerin
bakımı için vakfetmiştir. Yüzlerce yıldır bilhassa dini bayramlarda ve arife
günlerinde bu mezarlar binlerce kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Efsaneye
göre, Hz. Eyyub'un otururken sırtını dayadığına inanılan büyük bir bazalt taş
"Sabır Taşı" ise, türbesinin batısındadır ve ziyaret edilir.
Hz. Eyyûb şifa bulduktan sonra geldiği köye, yani Eyyûbnebi Beldesi’ne geri
dönmüştür. Burada uzun süre yaşamış mal, mülk ve evlat sahibi olmuştur. İmtihan
öncesi sahip olduğu zenginliğe fazlasıyla sahip olmuştur. Hz. Eyyûb (a.s.)’un
93, bir başka görüşe göre 164 yaşında vefat ettiği rivayet edilir. Hz. Eyyûb
(a.s.) Eyyûbnebî Beldesi’ne defin edilmiştir.
Hz. Rahme Hatun Türbesi
Eyyûb Nebî köyü höyüğünün kuzey-batı yönünde, höyüğe 50 metre mesafedeki makam,
Hz. Eyyûb'un Hanımı Hz. Rahme'nin türb

esi olarak ziyâret edilmektedir. Hz. Eyyûb
hastalanınca ilk başlarda eşi Hz. Rahme O’na yeterli ilgiyi göstermemiş ve Hz.
Eyyûb’u Çile Mağarası’nda tek başına bırakarak oradan ayrılmış ve köyüne geri
gitmiştir. Hiç bırakmaması veya sık sık ziyaret etmesi gerekirken ne yazık ki
O’nu ihmal etmiştir. Hanımını çok seven Eyyûb’u bu durum çok üzmüştür ve O,
Rabbi’ne sığınmıştır. Hz. Eyyûb hastalığında karısı tarafından ihmal edilince
ona: “Eğer Allah beni şu hastalıktan kurtarırsa, sana yüz değnek vururum!” diye
yemin etmişti. Hastalıktan şifa bulunca Cenâb-ı Hakk, bu yeminden Hz. Eyyûb'a
bir kurtuluş yolu gösterdi.
Kurân-ı Kerîm'de me’âlen şöyle buyrulur: “Ey Eyyûb! eline yüz daldan destelenmiş
bir demet al da onunla hanımına vur ve yemininde hânis olma!” dedik. Doğrusu biz
onu sabırlı bulmuştuk. Ne iyi kuldu; muhakkak ki o Allah'a yönelirdi. (Sâd: 44)
Hz. Elyesa (A.S.) Türbesi
Hz. Elyesa (a.s.) Hz. Eyyûb’un çağdaşıdır. Hz. Elyasa (a.s)’da diğer
peygamberler gibi hep hicret etmiştir. Şam diyarından göç

ederek Hz. Eyyûb
(a.s)’u görmeye gelen Hz. Elyesa, Eyyûbnebi Köyü’ne vardığında yoluna şeytan
çıkar, yaşlı bir insan kılığında Hz Elyesa’ya görünür ve O’na musallat olarak
“Ey yaşlı insan boşuna yorulma Eyyûb’u bulamasın O buralardan göç etti çok
uzaklara gitti bu yaşlı halinle O’nu bulman mümkün değil” diyerek Hz. Elyesa’yı
kandırır. Hz. Elyesa artık yaşlanmıştır yürüyecek gücü kalmamıştır, hemen
oracıkta Rabbine sığınarak ruhunu teslim almasını niyaz eyler. Rivayet edilir ki
Hz. Elyesa, Hz. Eyyûb’la buluşmaya ramak kala oracıkta ruhunu Rahman’a teslim
eder. Bir diğer rivayete göre Hz. Elyesa, Hz. İdris, Hz. İsa gibi o noktada
Rabbi tarafından göğe çekilmiştir. Hz. Eyyûb (a.s.) türbesinin güneybatısında
köye 500 metre kadar mesafedeki makam Hz. Elyesa (a.s.) türbesi olarak
bilinmekte ve asırlardır Hz. Elyesa makamı olarak ziyaret edilmektedir.